SUNUŞ

Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Çalışma Grubunun yaptığı çalışmalarla Yazım Kılavuzu yirmi yedinci baskısına ulaşmış bulunuyor.

Hemen belirtelim; yazım kurallarını kalıcı hâle getirmek, kökleştirmek, böylece yazımda birliği sağlamak amacıyla bu baskıda da yerleşmiş kurallarla ilgili olarak herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. Türk Dil Kurumunun 1996 yılında yayımladığı kılavuzda yazımı gelenekleşmiş biçimleri esas alma, yazımdaki tartışmalara son verme amacıyla yazımda orta yolun tutturulması ilkesi bu baskıda da gözetilmiştir. Yazım Kılavuzu’nun bu baskısı Türkçe Sözlük’ün son baskısıyla eş güdüm içerisinde hazırlanmış, dilde yaşanan gelişmeler sonucunda ortaya çıkan yazımla ilgili yeni sorunlar bir kurala bağlanmış, önceki baskılarda değinilemeyen konular yazım kuralı hâline getirilmiştir.

Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Çalışma Grubu, her kuralla ilgili yüzlerce örneği gözden geçirirken yazımın bir alışkanlık ve gelenek olduğu ilkesiyle kullanım sıklıklarını göz önünde bulundurmuştur. Seksen yılı aşkın bir süredir kullanmakta olduğumuz Latin kaynaklı Türk yazısıyla kimi sorunlara karşın artık yazımın gelenekleştiğini söyleyebiliriz. Bunda hiç kuşkusuz, Türk Dil Kurumunun seksen yıla ulaşan çalışmaları önemli bir rol oynamaktadır.

Ülkemizde yazım kılavuzu hazırlamak, yazmak ve yayımlamak görevi, Anayasa’nın 134. maddesine dayalı olarak çıkarılan 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 10. maddesinin ç fıkrasıyla Türk Dil Kurumuna verilmiştir. Türk Dil Kurumu, kuruluşundan bu yana yazım kurallarının belirlenmesinde ve yazım kılavuzlarının yayımlanmasında kendisine düşen görevi yerine getirmeye çalışmaktadır.

Türk Dil Kurumunun kuruluşundan önce Dil Encümeni tarafından hazırlanan İmlâ Lûgati dışında geçen yaklaşık seksen yıllık süre içerisinde İmlâ Kılavuzu, Yeni İmlâ Kılavuzu, Yeni Yazım (İmlâ) Kılavuzu, Yeni Yazım Kılavuzu gibi değişik adlarla üç ayrı dizide kılavuzun yirmi altı kez basımı yapılmıştır.

Kurum, ilk baskı İmlâ Lûgati’ni de kendi yayını gibi değerlendirmiş, 1941 ve 1948 yıllarında yayımlanan kılavuzların Dil Encümeninin 1928 yılında hazırladığı İmlâ Lûgati’nin ikinci ve üçüncü baskıları olduğunu özellikle belirtmiştir.

Bu ilk dizide kılavuzun yedi baskısı yapılmıştır. 1965 yılında yayımlanan Yeni İmlâ Kılavuzu’nda baskı sayısı belirtilmemişse de bir yıl sonra yayımlanan kılavuzun ikinci baskı olduğu kaydedilmiştir. En son 1981 yılında 11. baskısı yapılan Yeni Yazım Kılavuzu’ndan sonra Türk Dil Kurumunun Anayasa kurumu hâlini almasıyla birlikte 1985 yılında baskı sayısı belirtilmeden İmlâ Kılavuzu yayımlanmıştır.

Daha sonraki kılavuzlar da baskı sayısı verilmeden basılmıştır. Türk Dil Kurumunun yazım kılavuzu yayımlama geleneğinin bir bütün hâlinde gözler önüne serilebilmesi amacıyla 2005 yılında yayımladığımız kılavuzun yirmi dördüncü baskı olduğu özellikle belirtilmiştir. Söz konusu kılavuzun tükenmesi üzerine iki kez tıpkıbasım yoluyla baskıları yenilenmiştir.

Türkçenin Arap kaynaklı alfabe ile yazılışında yaşanan sorunların Osmanlı Devleti’nde XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren açıkça dile getirilmeye başlanmasından sonra kılavuz yayımlanması çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti’nde 1928 yılında Latin kaynaklı yazının kabulüyle yeni bir görünüm kazanır. Yeni harflerin belirlenmesi çalışmalarını yürüten Alfabe Encümeni, 1928 yılında İbrahim Grantay’ın hazırladığı Alfabe Raporu’nu yayımlar. Yazımda birliği sağlamak amacıyla bu rapora dayalı olarak 1928’de “Dil Encümeni”nce bir İmlâ Lûgati çıkarılır.

Eserin başında, Türkçe sözlerin yanı sıra yabancı kökenli sözlerin yazılışı, büyük harflerin kullanılışı gibi birtakım yazım kurallarının yer aldığı giriş yazısı bulunmaktadır. Birleşik sözlerin yazılışı ile ilgili bilgiler de içeren giriş bölümünde Latin harflerinin Türkçeye getirdiği yararlardan birinin de birleşik sözlerin yazımında görüldüğü belirtilmektedir. Türkçenin her döneminde kullanıldığına değinilen birleşik sözlerin tek bir gövde hâlinde gösterilmesi için vaktiyle harcanan çabanın başarıya ulaşamadığına dikkat çekilerek yine Dil Encümeni tarafından hazırlanan Muhtasar Türkçe Gramer’e göre bitişik yazılması gereken sözlere örnekler verilmiştir. Örnekler arasında başvekil, demiryolu, önayak, uluorta, yalınkat, yeraltı, yerkatı, yüzükara, yüzüstü bulunmaktadır. Düzeltme işaretinin kullanıldığı yerler ile ilgili bilgiler de içeren giriş bölümünde Arapça kökenli sözlerde görülen kesmeli hecelerin yazımında da kesme işaretinin kullanılacağı yerler anlatılmıştır.

Altında “Dil Encümeni” üyelerinin adlarının bulunduğu bu giriş yazısından sonra, sözlerin Arap kökenli alfabeye göre yazılmış ve alfabetik olarak sıralanmış biçimlerinin karşısında yeni Türk alfabesine göre yazılış biçimlerini gösteren dizin bölümü bulunmaktadır. Dizin; Kamus-ı Türkî ve Yeni Türkçe Lûgat’te bulunan sözler esas alınarak ancak dönemin yazı dilinde kullanılmayan ve halk tarafından da benimsenmediği gözlenen sözler çıkarılarak oluşturulmuştur. Formalar hâlinde hazırlanan İmlâ Lûgati’nin ilk birkaç formasında, dizinin oluşturuluşunda farklı ilkeler göz önüne alınırken çalışmanın ilerlemesiyle daha sonraki formalarda bu ilkeler değiştirilmiş ve başlangıçta dizine alınması gereksiz görülenler ile unutulan kelimeler eserin sonunda “ilave edilen kelimeler” başlığı altında sıralanmıştır. Son bölümde ise ek alması durumunda bazı sözlerin nasıl yazılması gerektiğini gösteren bir liste ile vilayet ve kaza adlarının yazılış biçimleri yer almıştır.

Yeni bir alfabeye ve yazı düzenine geçiş süreci içerisinde ve sonrasında yazımla ilgili birtakım sorunların çözümüne yardımcı olan İmlâ Lûgati tam on üç yıl boyunca kullanılmıştır. Ancak yabancı sözlerden bazılarının yazımının gösterilmemesi, yazım kurallarının çok açık bir biçimde verilmemesi kararsızlıklara ve karışıklıklara yol açmıştı. Bu sorunun çözümünün yanı sıra yazı ve konuşma dili arasındaki farklılıkların giderilerek dilde birliği sağlamak, Türkçenin geliştirilmesi, zenginleştirilmesi ve özleştirilmesi çalışmalarını yürütmek ve Türk dili üzerine araştırmalar yapmak üzere bir kurum kurulması gereği ortaya çıkmıştı.  

Atatürk’ün isteği üzerine 12 Temmuz 1932 günü “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” kurulur, 26 Eylül 1932’de de Birinci Türk Dili Kurultayı toplanır. “Cemiyet”in yapması gereken çalışmaların başında sözlük hazırlamanın yanı sıra yazım kurallarını belirlemek ve kılavuz hazırlamak işi gelmekteydi. Oluşturulan Kültür Kurulu, yazımla ilgili sorunları ve çözümlerini içeren ve raportörlüğünü İbrahim Necmi Dilmen’in yaptığı bir rapor hazırlayarak “Maarif Vekilliği”ne sunmuştur. Kurulda yapılan görüşmeler sonucunda İstanbul ve Ankara Üniversitelerinin ve diğer yükseköğretim okullarının ilgili uzmanlarından raporlar istenmiş; gazete, dergi ve kitaplarda ileri sürülen düşünceler gözden geçirilmiştir. Ortaya çıkan görüşler doğrultusunda İmlâ Kılavuzu Üzerine Bir Öntasar adlı kitapçık basılarak görüşlerini bildirmeleri için ilgili kişilere gönderilmiştir. Gelen görüşler değerlendirilerek Tasar adıyla “Genel Merkez Kurulu”na sunulmuştur. Bu çalışmalar sonucunda “Genel Merkez Kurulu”nda son şekli verilerek İmlâ Lûgati’nin ikinci baskısı sayılan İmlâ Kılavuzu 1941 yılında yayımlanmıştır.

Kılavuzun nasıl hazırlandığını açıklayan “Önsöz”den sonra “İmlâ Kuralları” adı altında bir bölüm eklenmiştir. Yazım ile ilgili pek çok kuralın sıralandığı bu bölümde noktalama işaretleriyle sözlerin ve eklerin yazımıyla ilgili kurallar, sesler ve ses olayları ile ilgili bilgiler yer almaktadır. “Dizin” bölümüne ise birçok yeni söz ve terim eklenmiş, bazı sözlerin İmlâ Lûgati’ndeki yazılışları düzeltilmiştir. Bir önceki baskıya göre kurallar bölümü daha ayrıntılı bir biçimde yazıldığından bu baskıda kelimelerin Arap alfabesiyle yazılı biçimlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte yazımlarında benzerlik olan sözlerin yanlarına ayraç içinde anlamları verilmiştir. Mevcudunun tükenmesi üzerine 1948 yılında üçüncü, 1956 yılında dördüncü, 1957 yılında beşinci, 1960 yılında altıncı ve 1962 yılında yedinci baskısı yapılan bu kılavuz, yirmi dört yıl boyunca kullanılmıştır. Ancak bu süre içerisinde kılavuzda yazılı olan bazı kuralların kullanışa uygun olmaması (gözüyle söylenişinin göziyle yazımının doğru kabul edilmesi), bazı kuralların sözlerin gövdesini bozması (söyle- gövdesinin söyliyen biçiminde kullanılması), büyük harfin kullanıldığı yerlerdeki çelişkiler (Türkçenin imlâsı derken dil adının büyük, türkçe şarkılar derken de küçük harfle yazılması), bazı alıntı sözlerin ikili yazım biçimlerine yer verilmesi (linyit, prens, tren, triko yazımlarının yanı sıra liğnit, pirens, tiren, tiriko) gibi çeşitli uygulamalar, yazımda yeni sorunlar ortaya çıkarmaya başlamıştı. Bununla birlikte, kılavuzda yazımla ilgili bazı sorunlara hiç değinilmemiş, bunlarla ilgili herhangi bir kural getirilmemişti. Birden fazla addan oluşan kişi adlarının yer adı olarak kullanılması durumunda ve sayı adlarının yazıyla ifade edilmesi sırasında bitişik mi, ayrı mı yazılacaklarının; kişi ve yer adlarıyla tarihlerin nasıl yazılması gerektiğinin belirtilmemesi, kısaltmalar dizininin bulunmaması gibi eksikliklerin de giderilmesi amacıyla yeni bir kılavuz çıkarılması yoluna gidilir.    

“Gramer” Kolu Başkanı Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu yazım kuralları ve birleşik sözler üzerine bir çalışma yapar. Kurumun ilgili kurullarınca incelenen bu çalışma 1965 yılında Yeni İmlâ Kılavuzu adıyla yayımlanır. Ancak bu kılavuzdaki düzenlemeler, yerleşmiş pek çok kuralın sarsılmasına ve yazımla ilgili yeni tartışmaların başlamasına yol açmıştır. Adına “yeni” sözü eklenen ve 1928’de yayımlanan İmlâ Lûgati ile onu izleyen altı baskıyı bir kenara bırakan 1965 kılavuzu, Türkçenin biçim bilgisi yapısını zorlayan kurallar içeriyordu. Bu kılavuzla birlikte birleşik sözlerin yazımı için getirilen kurallar sonucunda, belirtisiz ad tamlaması yapısındaki neredeyse bütün sözlerin bitişik yazılmasına doğru bir gidiş başladı. İzleyen baskılarda da bu tutumun sürdürülmesi, eklemeli bir dil olan Türkçenin biçim yapısını olumsuz etkiliyordu. Yazımda yeni tartışmalar başlatan Yeni İmlâ Kılavuzu’nun ikinci baskısı 1966’da, üçüncü baskısı 1967’de, dördüncü baskısı 1969’da tıpkıbasım olarak yapılmıştır. 1970 yılında yapılan beşinci baskıda eserin adı Yeni Yazım (İmlâ) Kılavuzu olarak değiştirilmiş, daha sonra bu kılavuzun tıpkıbasımı altıncı baskı olarak yayımlanmıştır. Yedinci baskı ise 1973’te Yeni Yazım Kılavuzu adıyla yayımlanmış, bu baskıda kurallar ve dizin kısmında değişiklik yapılmadan yalnızca dizgi ve düzenleme yanlışlarının düzeltilmesiyle yetinilmiştir. Kılavuzun tıpkıbasım olan sekizinci baskısı 1975 yılında yapılmıştır.

Prof. Dr. Doğan Aksan’ın yönetiminde hazırlanan dokuzuncu baskı, Yeni Yazım Kılavuzu adıyla 1977 yılında yayımlanmıştır. Kılavuzun kurallar bölümü bir kurul tarafından gözden geçirilmiş, yeni sözlerle kavramlar dizine eklenmiştir. Önceki kılavuzlarda bazı sözlerin ikili kullanımlarına izin veren durumlardan kaçınıldığı belirtilen bu kılavuzda birleşik sözlerin yazımı ile ilgili uygulamalar sürdürülmüştür.  

1980 yılında yapılan onuncu baskıda yalnızca bir iki kurala örnek ve dipnot eklenmiş, bazı sözlerin çekimini belirlemek ve birkaç zorunlu düzeltme yapmakla yetinilmiştir. Kılavuzun on birinci baskısı ise 1981 yılında yapılmıştır.

Anayasa’nın 134. maddesine göre çıkarılan 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu ile Türk Dil Kurumunda yeni bir yapılanmaya gidilmesinden hemen sonra yeni bir kılavuz hazırlığına girişilir. Prof. Dr. Hasan Eren’in hazırladığı kılavuz, beş kişilik bir komisyon tarafından gözden geçirildikten sonra Türk Dil Kurumu Yürütme Kurulunda yeni katkılarla geliştirilir. Başlangıçta Yazım Kılavuzu olarak belirlenen kılavuzun adı, Türk Dil Kurumu Bilim Kurulunda oy çokluğuyla değiştirilerek İmlâ Kılavuzu’na dönüştürülmüş ve 1985 yılında yayımlanmıştır. Yeni İmlâ Kılavuzu’nun (1965) ve onu izleyen baskıların yazımda yol açtığı olumsuzlukları gidermek üzere yazım sorunlarına çözümler sunma, öneriler getirme amacıyla hazırlanan 1985 baskılı İmlâ Kılavuzu, olumsuzlukları gideremediği gibi yazımda yeni tartışmalara da yol açmıştır.  

Bu kılavuzla ilgili eleştiri, uyarı ve öneriler göz önüne alınarak 1988 yılında İmlâ Kılavuzu’nun “genişletilmiş yeni baskı”sı yapılmıştır. Tartışmalı yazım kurallarına açıklık getirilirken yeni örnekler eklenmiştir. Buna karşılık yanlış türetilip de yaygınlaşmamış sözler ile sadece ağızlarda kullanılan bazı sözler kılavuzdan çıkarılmıştır. Düzeltme işaretinin kullanılmaması sonucunda ortaya çıkan karışıklıkları gidermek üzere bu işaretin kullanılmasının zorunlu olduğu durumlar kurallar bölümünde ayrıntılı bir biçimde belirtildiği gibi bu sözler dizin bölümünde de düzeltme işaretiyle gösterilmiştir. Yine kurallar bölümünde sözlerin ayrı ve bitişik yazılmasında belirtilen ilkeler dikkate alınarak bu konuda ortaya çıkacak tereddütleri gidermek amacıyla dizinde ayrı yazılması gerekli görülen sözlere de yer verilmiştir.

İmlâ Kılavuzu’nun gözden geçirilmiş yeni bir baskısı 1993 yılında yapılmıştır. Ancak yazım sorunları üzerine tartışmalar bir türlü kesilmediği gibi büyük bir bölümü ticari kaygılarla Kurum dışında yayımlanan farklı kılavuzlar gerek eğitim ve öğretimde gerek basın, yayın ve iletişim dünyasında yazım karmaşası yaşanmasına yol açmıştı. İşte böyle bir ortamda kılavuzun yeni baskısının hazırlığına girişilir. “İmlâ Komisyonu”nun hazırladığı kılavuza 1995 yılında yeni seçilen asli üyelerden oluşan Bilim Kurulunun dört gün süren oturumlarında tartışılarak son biçimi verilir. Önceki baskılarda yaşanan deneyimlerden yola çıkılarak hazırlanan bu kılavuzda yazımı gelenekleşmiş biçimler esas alınmış ve tartışmalara son verilmesi amacıyla yazımda orta yolun tutturulması hedeflenmişti. “Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni baskı” İmlâ Kılavuzu 1996 yılında yayımlanmıştır. Bu baskıda hiçbir konunun açıkta kalmamasına, sorun oluşturan her uygulama ve sözcüğün kılavuzda yer almasına özen gösterilmiştir. Kurallarla ilgili bölümde dikkat çekilmesi gereken noktalar “uyarı” notuyla ve çeşitli örneklerle açıklanmıştır.

Yeni üyelerin de katılımıyla 1999 yılında oluşturulan “İmlâ Komisyonu”nda kılavuz baştan sona okunarak gözden geçirilmiş, gerekli düzenlemeler ve eklemeler yapılarak “genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni baskı” İmlâ Kılavuzu 2000 yılında yayımlanmıştır. Kılavuzun bu baskısında dizin bölümü de denetlenerek kurallar bölümüyle dizin arasında tutarlılık sağlanmıştır.

Bu baskının da mevcudunun tükenip yeni baskısının yapılması gereği ortaya çıktığında, yazım kurallarını gözden geçirmek, dilde yaşanan gelişmelerden hangilerinin kılavuza yansıtılması gerektiği konusunu ele almak ve yazımla ilgili diğer sorunları görüşmek üzere 13-14 Mart 2003 günlerinde Türk Dil Kurumunda “İmlâ Sorunları” toplantısı düzenlenmiştir. Konuyla ilgili pek çok kişi ve kurumun görüşlerini almak üzere olabildiğince geniş katılım sağlanmasının amaçlandığı bu toplantıya Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulundan üyeler ve temsilciler, üniversitelerin ilgili bölümlerinden öğretim üyelerinin yanı sıra basın kuruluşlarından, TRT’den, Anadolu Ajansından, Türkçe ile ilgilenen sivil toplum kuruluşlarından temsilciler ve bilgisayarlardaki yazım denetimi yazılımının hazırlayıcıları da çağrılmıştır.

Toplantıda yazımla ilgili genel konular tartışıldığı gibi nispet i (î)’si için kullanılan düzeltme işareti, yabancı sözlerin yazılışı gibi özel yazım sorunları da ele alındı. Öncelikle ilköğretim düzeyindeki öğrenciler için daha basit anlatımlı bir kılavuz hazırlanması gereği ortaya çıkınca “İmlâ Kılavuzu Çalışma Grubu” Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunun 25 Temmuz 2003 tarih ve 460/4 sayılı kararı ile üniversitelerimizin ilgili bölümlerinden bilim adamlarının yanı sıra MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının temsilcilerinden oluşan yeni üyelerinin katılımıyla çalışmalarını sürdürdü. Kılavuzun ilköğretim öğrencilerinin düzeyinde hazırlanması ve dizin kısmının ilköğretim müfredatına göre gözden geçirilmesi sırasında yazımla ilgili çeşitli sorunlar da gündeme getirilmişti. Satışta bulunan 2000 baskısı İmlâ Kılavuzu’na aykırı olmayan düzenlemeler yapılmasına, diğer yazım sorunlarının çözümünün ise kılavuzun yeni baskısına bırakılmasına karar verilerek kılavuzun yeni baskısını hazırlamak üzere Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunun 4 Kasım 2003 tarih ve 465/4 sayılı kararı ile bilim adamlarından, MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığından, Anadolu Ajansından temsilcilerin katılımıyla “İmlâ Kılavuzu Çalışma Grubu” oluşturulmuştur.

Çalışma Grubu, yazımla ilgili kuralları belirlerken yazımı tartışmalı ve çok şekilli olan sözlerden hangisinin esas alınması gerektiğini edebî eserleri, gazeteleri, dergileri tarayarak; ağ ortamındaki arama motorlarından da yararlanarak belirlemiştir. Önceki kılavuzlarda tartışma konusu olan yazım kuralları yeniden gözden geçirilip yaygınlık kazanarak gelenekleşmiş biçimlerin esas alınması kararlaştırılmıştır. Önceki kılavuzda olduğu gibi 2005 baskısında da sorunlu her noktanın ve sözün kurallar ve dizin bölümlerinde yer almasına dikkat edilmiş, örnekler çoğaltılarak kurallar açık ve anlaşılır bir anlatımla yazılmış, böylece yazımla ilgili hiçbir konuyu açıkta bırakmayan ayrıntılı bir kılavuz ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Bilgisayar yazılımlarının da yardımıyla kılavuz ve sözlük çalışmaları eş güdüm içerisinde yürütülürken kılavuzda belirlenen kurallar ve sözlerin yazılış biçimleri Türkçe Sözlük’te de esas alınmıştır.

Kılavuzun kurallar bölümünün ve dizininin gözden geçirilmesi ve ağ ortamındaki kullanıcıların görüş, öneri ve eleştirilerinin değerlendirilmesinden sonra özel adların kullanımıyla ilgili kuralların anlaşılır bir duruma getirilmesi, ayrı veya bitişik olarak yazılan birleşik sözlerin yaygın kullanımlarının kabul edilmesi; sayıların, noktalama işaretlerinin ve kısaltmaların kullanımı ile ilgili ayrıntılı kuralların belirlenmesi ve örneklerle desteklenmesi, düzeltme işaretinin kullanıldığı yerlerin yeniden gözden geçirilmesi; yazımı yaygınlaşmış bazı sözlerin bu biçimleriyle dizine alınarak kurallar bölümüyle dizin arasında ve kurallar içerisinde uyumun sağlanması için kılavuz baştan sona denetlenmiştir.

Çalışma Grubunda gündeme gelen kılavuzun adı konusunda üyelerin çoğunluğu Yazım Kılavuzu adından yana görüş bildirmişti. O dönem Kurum yasasındaki eksik maddeler yüzünden yeni dönem üyelerinin seçilememiş olması dolayısıyla son dönem bilim kurulu üyelerinin ve hâlen görev yapmakta olan diğer çalışma grubu üyelerinin yazılı görüşlerine başvurulmuş, bu görüşler doğrultusunda büyük bir çoğunluğun Yazım Kılavuzu adını benimsediği görülmüştür. Konu, en yetkili kurul olan AKDTYK Yönetim Kuruluna sunulmuş, 10 Ağustos 2005 tarihli ve 502/32 sayılı karar ile kılavuzun adı Yazım Kılavuzu olarak değiştirilmiştir.

Kısa süre içerisinde tükenmesi üzerine yirmi dördüncü baskının 2008 ve 2009 yıllarında tıpkıbasımları yapılmış, kurallarda hiçbir değişiklik ve ekleme olmamasına karşın bunlara da yirmi beş ve yirmi altı biçiminde baskı sayısı verilmiştir. Tıpkıbasımların da mevcudu tükenince, Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Çalışma Grubunun çalışmalarını tamamlamasının ve Türkçe Sözlük’ün on birinci baskısının hazırlanmasının ardından Yazım Kılavuzu’nun yeni baskısı gündeme gelmiştir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunun 26 Ocak 2012 tarihli ve 652/14 sayılı kararı ile Yazım Kılavuzu’nun yirmi yedinci baskısı için işlem başlatılmıştır.

Yazım Kılavuzu’nun bu baskısı da Türkçe Sözlük ile eş güdüm içerisinde hazırlanmıştır. Önceki baskılara göre yazım kuralları ile ilgili bölümde ünlü düşmesi, sayıların ve simgelerin yazılışı; virgül, noktalı virgül, ünlem ve kesme işaretinin kullanıldığı yerler gibi bazı konulara açıklık getirilmiş, yeni örneklerden yola çıkılarak bu kurallarla ilgili maddelere eklemeler yapılmıştır. Kısaltmalar Dizini geliştirilmiş ve genişletilmiştir. Dizin bölümü de Türkçe Sözlük’teki madde başı söz varlığı göz önünde bulundurularak yeniden değerlendirilmiş ve eklemelerle zenginleştirilmiştir. Kısacası, dilde yaşanan gelişmelerle birlikte ortaya çıkan yeni kullanım biçimleri göz önüne alınarak Yazım Kılavuzu geliştirilmiş ve genişletilmiştir.

Yazımda sağlanacak birliğin, dil birliğinin korunması açısından ne denli önemli olduğunun bilinciyle hareket eden Türk Dil Kurumu, bu kılavuzda da birleştiriciliği göz önünde bulundurmuştur. Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Çalışma Grubu, yazımda yaşanan tartışmaları sona erdirmek ve herkesin benimseyeceği, kullanacağı yazım kurallarını ve yazım biçimlerini yaygınlaştırmak ilkesiyle her kuralın, her yazılışın üzerinde titizlikle durmuştur.

Bu tutuma ve titizliğe karşın Yazım Kılavuzu’nun bu baskısında da eleştirilecek noktalar bulunabilir. Türk Dil Kurumu, geçmişte olduğu gibi bugün de yapıcı her türlü eleştiriye açıktır. Eleştiriler, yürütülen çalışmalara yön verecek, farklı bakış açıları kazandıracaktır.

Yazım Kılavuzu’nun bu baskısıyla yazımda birliğin sağlanması yolunda önemli bir mesafenin daha alındığı düşüncesindeyiz. Her baskısında daha da geliştirilen, genişletilen, kuralları açık ve anlaşılır hâle getirilip örneklerle pekiştirilen Yazım Kılavuzu’nun “her baskısında değişiklik yapılıyor” gibi genellemelerle gölgelenmemesi gerekir. Yazımda tartışmaların sona ermesi, Türkçenin kısır tartışmalarla yıpratılmaması; geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve zenginleştirilmesi için uzun soluklu ve titiz bir çalışma sonucunda hazırlanan Türk Dil Kurumu Yazım Kılavuzu’nun birleştirici ve bütünleştirici bir kaynak olacağına inanıyoruz.

                                                                    Prof. Dr. Şükrü Halûk AKALIN

                                            Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu

                                                                          Çalışma Grubu Başkanı